4 Nisan 2011 Pazartesi

Çılbır Güncesi

Şimdi efendim, çok sevgili abim (Niko) “yumurta yiyince başımın tam şurasına ağrı giriyor” gibi serzenişlerde bulunur ve hemen ekler; “ama çılbır yiyince bi bok olmuyor” diye. Meğer paşamın canı çılbır çekmiş. E evde karın tokluğuna çalışan Moldovya’lı muamelesi gördüğümden yemek yapma işi bendenizdedir. Şimdi size çılbır gibi komplike (!) bir yemeğin yapılışını tüm incelikleriyle sunacağım.

E bekarız diye yumurtayı yavan yavan yiyecek değiliz heralde; yanına da patates kızartalım dedik. 

Benim pazarcı Hüsrev ağabeyin tabiriyle 1Kg patatisi alıp Niko’ya soyduruyoruz. Çok kalender adamdır Niko. Soyma, doğrama, didikleme işlerinde bir numaradır 




bu yandakiler patatis. Üzerinde tek bir toprak parçası olmaması için fırçalaya fırçalaya yıkadım. Titiz adamım ben ! 











sonracığıma yan bahçenin kümesinden arakladığımız organik yumurtalarımızı kırmadan eve taşıyoruz
 


yumurta taşırken çatlatıp patlatmakta üzerime adam tanımam. çok sıkıştığımda yumurtayı araklamak yerine tavuğu araklamak kesin çözüm olabiliyor ama riskli. Gerek yok. İşin ucunda Zoofili damgası yemek de var.







Sonra Yurdum’un, yediğinde adamın g.tünden alev çıkaran acı biber salçasını çıkarıyoruz.




 Breh breh breeehh !!! şöyle bir çatalın ucu kadar ekmeğimin ucuna süreyim dedim de!!! Aman ya Rabbi!! o dakka 2018'e girdim. Kuyumcu tartısıyla kullanmak gerek bu haltı.







 Yoğurt, ama kesinlikle kaymaksız olmalı. Pek sevgili Niko Paşa, kaymak yiyemiyormuş. (Sevsinler öyle de narindir)




 Kalıp gibi oluyor ya bunlar, sos gibi dökmek için iyice çırpıştırmak gerekiyormuş. Ne saçma !









Sarımsak evet ama bildiğin sarımsak değil bu. Bu sarımsak Hüsrev abide satılır bir tek. Üç gün kokusu gitmez ağzından. O derece kalitelidir. Sekiz çeşit diş macununu karıştır yine de fayda etmiyor. Tecrübeyle sabittir. Yani ben bu sarımsağı yediğimde üç gün evden çıkamıyorum.


(Sevişmelerden önce tavsiye edilmez) 
kokmasın diye suyla yutun diyorlar. Ulan o zamanda ayrı bir ızdırap oluyor. Neyse bu başka mevzu, sonra konuşuruz.








Pek sevgili Niko’cuğumun soyduğu ve özenle asimetrik bir dilimleme yöntemi uyguladığı canım patatislerimiz. Özenli bir çalışmanın ürünleridir. Dikkatle bakarsanız arada hiç dilimlenmeye gerek görülmemiş bir yarım patates de mevcuttur.







Canım Niko'm benim! Abimdir diye demiyorum, eli hiçbir işe yakışmaz bizimkinin.









Niko, patateslere işkence yaparken, tencerede suyumuz ahenkle kaynamasını izliyoruz burada.





 Bildiğin su işte. Fazla söze gerek yok. laf kalabalığı olur.










gördüğünüz üzre asimetrik patateslerimiz kızarmaya başladı bile.


      















Peçeteli bir tabakta beklemeye alıyoruz Nikozedeleri.




kaynayan suyumuzun içine 4 tane yumurtayı kırıp 5 dakika kadar kaynamalarını izlerken, suyun ne kadar da iğrenç bir kıvama geldiğini gözlemleyebilirsiniz. Töööbee tööbeee.. Nimet hakkında neler diyorum ben öyle. Ama yani bu görüntü de… neyse. Allah’tan lezzeti tartışılmayacak kadar güzel.



Şimdi, ilk defa çılbır gören arkadaşlar, lafım size

Bu iğrenç suya bakıp da tiksinmeyin. Çok acayip lezzetli oluyor bak yeminlen. Hem zaten suyu süzeceğiz. Roxy'nin mamasına katacağız.
ha bu arada küçük bir tavada g.tten alev çıkaran salçamızı hafif fafif kavuralım. Ama çok değil. Kararır maazallah. Bir yandan da ebediyete kadar kokusunun gitmeyeceği paranoyasına kapıldığınız sarımsaklarınızı rendeleyip yoğurda katınız efenim.




 Tabağımızın bir tarafına patateslerimizi diğer tarafına da suyunu süzdürerek aldığımız yumurtaları koyup üzerine, adını şimdi koyduğum “alev göt sosu”muzu dökünüz.




muazzam bir şenlik. Adeta bir mucize.


En başta yumurtaya can veren yüce Rab’bime sonra içeride asimetrik patates kıyımı yapan sevgili ağabeyim Niko’ya ve asrın mucizevi mönüsünü çıkartan kendime teşekkür eder, afiyetle tıkınırım efenim.




kekik, kara biber işte evde ne varsa üzerine serpiştirip yiyiniz. 

KELEBEK USTA ÖPER

İlk Makale




Ait olduğum kuşak, bir yürek kadar bir de beyinle donatılmış insanoğluna kesinlikle arka çıkmayan bir dünyaya doğdu. Bizden önceki kuşakların mantığı yüzünden, doğduğumuz dünya din alanında güven, ahlaki alanda destek, politik alanda barış vaat etmiyordu. Son derece yoğun metafizik ve ahlaki sıkıntıların, politik çalkantıların ortasında doğduk. Eski kuşaklar kafalarına kazınmış olan, dışarıdan kaptıkları kendinden menkul formüllerin, mantıksal ve bilimsel süreçlerin etkisiyle, Hıristiyan inancının temellerini yerle bir ettiler: Kitab-ı Mukaddes’i metinleri bırakıp işin mitolojik boyutuna yöneldiler ki daha eski olmalarına rağmen Yahudi metinleri de dahil olmak üzere kutsal kitabı başı sonu olmayan bir mitler, efsaneler, edebiyat yığınına çevirdiler; ardından bilimsel hatalarına dikkat çekildi; son olarak tartışma özgürlüğü kavramıyla, bütün metafizik sorunların yanı sıra, metafizikle bağlantıları oranında dinle ilgili sorunlar da tartışmaya açıldı. “Pozitivizm” denen o ne idüğü belirsiz şeyin içinde yüzen bu kuşaklar genel olarak ahlakı eleştirmeye, hayatın kurallarını didiklemeye koyuldular ve böylesi bir öğreti şokundan geriye, el attıkları hiçbir meseleyi çözemedikleri gerçeği ve bunun verdiği acı kaldı. Toplum kültürünün temelindeki süreçleri, düzenin tamamen yitirmesinin cezasını haliyle politik alanda da gördü; sonuç olarak biz de, toplumsal yeniliklere tutkun, büyük bir hevesle ne olduğunu bilmediği bir özgürlüğü ve tarif etmeyi bile beceremediği, “ilerleme” denen bir şeyi fethetmeye koşan bir dünyada doğmuş olduk.

Öte yandan, babalarımızın bu kaba saba eleştirel mantığından, Hıristiyan olmanın mümkün olmadığı fikrini miras aldık, ama bunun getirebileceği mutluluğu tatmaksızın; yerleşik ahlaki söylemlere karşı uyanık olmayı öğrendikse de, insanca yaşamak için konulmuş kurallara ve ahlaka karşı kayıtsız olamadık; doğru, politik meseleyi çözümsüz bıraktılar, ama getirilebilecek çözümlere omuz silkip geçmeyi öğretmediler. Babalarımız önlerine gelenleri neşeyle yakıp yıktılar, çünkü geçmişin sağlamlığından izler barındıran bir çağda yaşıyorlardı. Onlar ne kadar yıksa da toplum boylu boyunca çatlamadan ayakta kalabilecek kadar güçlüydü. Biz ise bu yıkımı ve sonuçlarını miras aldık.

Şu anda dünya aptallara, huzursuzlara, yüreksizlere ait. Yaşama ve başarma hakkına sahip olmak için, bir akıl hastanesine kapatılmak için, gereken şartları yerine getirmek zorundasınız: düşünememe, ahlaka aykırı davranma ve aşırı coşku.   

Fernando Pessoa

Huzursuzluğun Kitabı

Sf. 181