25 Eylül 2014 Perşembe

Abajur Sohbetleri: Koku

...

-ben koku alamıyorum biliyor musun?

-a a niye?

-öyle işte alamıyorum. çocukken amonyak koklatmıştı arkadaş, şaka olsun diye.

-allah allah ! Amonyak öyle mi yaparmış?

-valla yaparmış işte.

-peki hiç mi koku alamıyorsun.

-yok keskin kokuları alıyorum biraz.

-mesela?

-yani şöyle izah edeyim; şimdi sen bir parfümün kokusunu 10 birim alıyorsan ben 2-3 birim falan alabiliyorum

-e ona da şükür.

-yok be. Azlara şükrede şükrede halimiz ortada.

-koku alma engelli birini ilk defa görüyorum.

-erkek memesi gibi benim burun.

-nasıl yani?

-yani ortada bir meme var ama fonksiyonu yok. O hesap.

-ben seviyorum burnunu

-güzel bir koku nasıl olur mesela? tarif etsene bana. 

-güzel koku; en huzurlu olduğun zamanda daldığın uyku gibi, yanıma yattığında, ensende duyduğum koku gibi, rakının son yudumuna denk getirdiğin son parça peynir gibi bir şey.

...

Cüneyt Te

10 Eylül 2014 Çarşamba

Biri Üstümü Örtsün

“Klimaların soğuk fanlarından yayılıyor kötülükler.” 
Yaz sıcağında, soğutulmuş odalarda doğuyor kararlar.
ve istismarcıların bitmeyen açlıklarından soruluyor tüm küçük hesaplar. 
Bir kocaman “la havle” ile avunurken,
inşaat asansörlerinde ölüyor işçiler. 
Dipsiz madenlerin karanlık koridorlarında, yükleniyorlar dünyanın yükünü ve oralarda ölüveriyorlar.
Her gün eksildiğimizi hissediyorum. 
Çan eğrisinin aşağı ivmelendiği yıllarımdayım.
Üstümüz de açık uyuyoruz her gece. 
Belde fıtık,
ruhta çatlak, 
artan öksürükler,  erken sarhoş olmalar, 
şiddetli detoneler ve gözüme batan binlerce gazete manşeti. 
Az desibelli masalarda bulunan huzurlar, 
bir kitabın orta yerinde uyuklamalar, 
göz doktoruna gitmek istememeler, 
kumsal şemsiyelerinin altında sohbetsizlikten boğulan insanlara acımalar. 
Sistemleri sorgulayacak cümleler çürütüyorum içimde. 
Zira konuşamıyorum vakti geldiğinde konuşmaların. 
Sayılara takılıyorum bazen. Misal 301.


301. maddeden “Türklüğe hakaret” ile yargılanıyor ya insanlar işte ben buna öğürüyorum.
301 madenci ölüyor da kimse yargılanamıyor ya, işte ben buna ölüyorum. 
Ermeni dölü, Rum dölü, Yahudi dölü… hep alkış toplar ya bu döl muhabbeti, işte ben buna öğürürken ölüyorum.
Alçak irtifalarda kuş kovalıyorlar. 
Güvercinlerden başka kim var ki kovalanacak. 
Sular soğudu. Yunuslar kesin gelir bu hafta.
Sığ sularda yunus arıyorum. 
Ellerimde istavrit yavruları. 
Kırılgan bir fay hattının üzerine kurdum evimi kasıtlı olarak. 
Bir gün belki yarılır da içine girerim diye. 
İşte o kadar utanıyorum. 
Kabuslar görüyorum. 
Herkesin gerçek sandığı kabuslar. 
Üst geçitlere kamyonlar çarpıyor ve insanlar ölüyor rüyalarımda. 
Çevremde hep zayıf adamlar. 
Karısının “Artık şu adamla görüşmeni istemiyorum” demelerine; 
“Olur hayatım, görüşmem.” diyebilecek potansiyelli adamlar. 
Tekneler batıyor, mülteciler ölüyor. 
Üstüm mü açık kalıyor? 
Üstü açık bir ülkenin, üstü açık bir deniz kıyısında uyukluyorum çoğu zaman. 
Yani bir bakıma gerçek olamayacak kadar köhne hayatlar. 
Öte yandan da kusmuk kokanları görüyorum. 
Sonra kalkıp biri evleniyor. 
Hiçbir şey olmamış gibi kalkıp oynuyorum. 
Aptal adamların zeki kadınlarla evlendiği düğünlerde, 
kim para takmış, kim çeyrek takmış bilgilerine maruz kalıyorum. 
Eee şimdi "sıra" bana mı geliyor. 
Her düğünde herkesten bunu duyuyorum. 
"Eee sıra sana geliyor." 
Ben ne zaman girdim bu sıraya hiç bilmiyorum diyorum. 
Duruyor. 
Kahkahası naif bir tebessüm oluyor. 
Belli ki idrak ediyor. 
"Eee yeğen sevmek istiyoruz biz artık" diyor. 
Lafı kendine her getirişinde kahkahalar artıyor. 
“Al bunu sev” demek istiyorum. (Roxy'i işaret ederek)
Diyemiyorum. 
Gülüyoruz. 

“la havle” iflah olmaz bu düğünler mirim. 

Düğümlenmiş, çürümeyi bekleyen cümleler var. 
İnsanın içinde tümörlere sebebiyet veren.
Üstelik de kötü huylu çoğu.
Cevabını bekleyen mektuplar da var.
Onlar hep iyi huylu.
İlk düşündüğün hep doğrudur. Yalan. 
içerilerde bir yerlerde siyah, küre şeklinde boşluklar var.
Boşluk, hiç küre şeklinde olur mu?
Siyah, küre şeklinde kocaman bir boşluk var.
Boşluğun içinde kaybolan eşyalar var (Misal; Wristcutters a Love Story)
kadınlar var.
Hayvanlar var.
Kadınlar hiç var olur mu?
İnsanın içinde hiç boşluk olur mu?
Boşluk...
Bir şey boşsa hiç özne olur mu?
Ya da bir şey boşsa hiç hacmi olur mu?
Hacmi var bunun.
Öznesiz cümle olur mu?
ya da özensiz.
Özensizse olur. 
Olmalı.
okunaklı olsa kâfi.


Ormanda bir ağaç düşse mesela, kimse görmese, çürüse...
Yinede ağaç düşmüş sayılır mı?
bir konuşmadan çaldığım bu cümleyi, kimse anlamazsa, yine de hırsız olunur mu?
plaj şemsiyelerinin altında geçen yazlarımı toplasam, fiil bildiren yüklem olur mu?


olmaz ama, olmalı.

Ya da biri üstümü örtsün !




Cüneyt Te