15 Aralık 2013 Pazar

Aşırı Sosyolojik Tespitler Serisi -38-

Mezunlar yemeği;

İşsiz güçlü zengin kadınların, işli güçsüz kocalarıyla katıldıkları ve diğer İşsiz güçlü zengin kadınların servetlerini tarttıkları ortamlardan öteye gidememiştir. Garibim İşli güçsüz adamlarınsa, diğer işli güçsüz adamlarla göt göbek tokuşturmaları sayesinde, neşeli ortamlar olduğu da aşikardır.



Cüneyt Te

22 Kasım 2013 Cuma

Benan'a Şarkı

Amerikalı bir sosyalist kadar acı dolu gözleri vardı.Hedonist bir İranlı gibi korkak,siyonist bir Japon kadar anlamsızdı sözleri.

Sıfatlara, ırklara, dinlere çok takılırdı.
Öperdim solundan,
Bu da benim ondan özür dileme biçimimdi 

Söyleyemediğimiz cümlelerin içindeki gizli özneydi. Cümlenin içinde olmayan, Yükleme sorsan da söylemeyen, hissedilen türden.

tek bir kez seviştik
ve hiç votka içmemiştik.
Kaç deprem daha görecektik,
Tusunamiler, Endonezya kıyılarını daha kaç kez dövecekti.
Kaç otel daha değiştirecektim.
Kaç kez kimliksiz yakalanacaktım polislere.
öpüşemiyordum.
ben sadece ağzından öpüyordum.
aynı anda genç bir kızın eti pazarlanıyordu diğer semtte
ve kuşlar göç ediyordu saçma bir yerden daha saçma bir yere.

kuşların bir göç yolu olduğunu henüz bilmiyordum.
bilmiyordum; çünkü gözlemlediğim tek kuş olan boncuk, oturma odasından başka yere hiç uçmuyordu. Bir yolun göç için kullanılmasını anlamıyordum.
bir kuş neden hep başka bir yere gitmek ister ki?
"Oysa sana çıkıyor bildiğim bütün yollar" diye müsamereler vardı içimde.

Sen hedonist bir İranlı, ben Allah'ı şaşmış bir İrlandalı. 

sonra sen öldün bir bayram sabahında, ben askerdim sen polis.
o kadar kıpırdamadım ki; 
fotoselli lamba bir kez söndüğünde, bir daha sonsuza kadar yanmadı.
Ve ben ilk kez sigara içtim.
İlk kez derken,  
Daha önce içtiğim otuzbin pakete ihanet ettim.
İlk kez ciğerlerimi hissettim. 
orta doğu kadar kavruk,
vahşi batı kadar gişe filmiydim
patlamamış bir füze gibi yatıyordum doğuda bir köyde
ve çocuklar için büyük tehlikeydim. 
meşrulaştırılmış bir ölümdüm
meşruiyetini ordusundan almış, bir israil askeri gibi emin,
bir Gazze'li kadar fakir ve cesur
bir türk kadar kandırılmıştım.
ve sen
gayrimeşru bir şarkı
ve ben
Sibirya'da donmuş bir mamut 


Cüneyt Te





1 Ekim 2013 Salı

İnkum'u Anlat

Ilık bir lodos vardı önce. İnsana yaşadığını, nefes aldığını hissettiren türden ve kumsalda enlemesine kum dalgaları oluşturan bir lodostu. Hafif bir dalga sesi vardı fonda.


Ufuk ile gökyüzü birbirine karışmıştı. İnsan böyle zamanlarda önce uzam bilincini kaybedermiş diye yazmıştı bir yazar, bir vakitler. Doğru. Hangisinin nerede başlayıp nerede bittiğini bilemedim ben de. 

Sonra; o ılık lodos, yerini sert bir poyraza bıraktı. İnsana yaşadığını, nefes aldığını hissettiren türden ve kumsalda enlemesine kum dalgaları oluşturan bir poyrazdı. Hafif bir dalga sesi vardı fonda.



Cüneyt Te


30 Eylül 2013 Pazartesi

Eyüp, bap 38


Hastayım ben öpmeyeyim sizi.
2008 kışında, Haydarpaşa tren garında bir adam hapşırdı.
Kimseden çıt ses çıkmadı. Adam, “hep beraber” dedi.
Kimseden çıt ses çıkmadı. Herkes garipsedi.
Adam bekledi ve hayat devam etti, hem de  “Hep beraber”

“Hayata karşılık ölüm” dediğinde,
"Ağzından yel alsın" diyorlar
Yel, kimsenin ağzından hiçbir şeyi alamaz ki, tozdan başka.
çok umursamıyorum ama,
“The Doors çalma, hiç çekemem” dedirttirebiliyorum örneğin kendime
ve neşeli bir ortamda sessiz, kayıp adam olabiliyorum.
Kayıp,
Misal Peter Pan
Söylenmeyi bekleyen onca cümleyi içimde çürütebiliyorum pekala.
Alınıyorum.
“Sen de mi Leyla / Riyakar Leyla”
Olsun.

Bıkkın, yatalak bir adamı düşünüyorum.
Kim, neyi, ne zaman hak ediyor diye.
Hak etmek
Hak... (bunu yazan, burada Allah demek istedi ya da onun gibi bir şey)





2001 yazında Aslan Kayasından bir çocuk atlar denize,
Sakat kalır. 
Ölmediğine sevinir herkes.
Çocuk, her gün ölebilmek için dua ederken
Sevdikleri olmayan sağlığına duacı olur. 
İsteklerimiz hep mi çatışır?
“Örümceğin öğlen  yemeği için şükrettiği tanrı ile; sineğin kurtulmak için dua ettiği tanrı” arasındaki fark kadar çatışık mıdır dualar, şükürler…
Hangi tanrıdır bu yükün altından kalkan.
Çocuk, ölebilme hayalleriyle büyüyüp adam olmuştur yatağında.
Kaya, aynı yerde sabit.
Deniz, aynı yerde değişken.
Çocuk adam, aynı yatakta kayıp. Misal Peter Pan
Uyuşturucuyu en çok o çocuk adam hak ediyor aslında.
Birde ona bakan annesi.
Devletin maaş yerine uyuşturucu bağlaması lazım o adama.
Ve birde ona bakan annesine.

Güçlü bir kadının bir zamanlar bana dediği gibi,
"Başkalarının hayatlarında kendimizi temize çekiyoruz"
Çocuk adama bakarak tahtaya vurup "Allah korusun" diyorlar.
Ne çok seviyoruz sağlığımızı.
Ve ne çok ders çıkarıyoruz başkalarının kaybolan sağlıklarından.
Sahte merhametimiz, şimdi şah damarımız kadar yakın. Tanrımızın hemen yanında. 
Yoksa ölüm müydü yakın olan şah damarına?

O kadar soğuktur ki benim mutfağım,
Kaynar suyu görünce çay bardakları çatlar.
Belki de bundandır bu kadar soğuk şeyleri düşünüyor olmam.
Hiçbir kadına inancımı yitirmedim.
Bu yüzdendir yaşıyor gibi davranmalarım.
Pavyonları değil ama pavyondaki kadınları seviyorum.
Hem de hiç pavyonda çalışan bir kadını tanımadan.
Fahişelerin merhametine, kendimden bile daha çok inanıyorum.
Hemde hiç tanımadan, onlarla hiç yatmadan.
Merhametlerini, köpekler üzerinden izlemeyi seviyorum.
Karaköy’deki tüm sokak köpekleri şişmandı, kerhaneler kapanmadan önce.
Kerhaneler kapandı, hepsi zayıfladı.
Sonra da belediye topladı.
Karaköy şimdi çok nezih.
Köpeklerin de sigortası yok.
Olsun.
Mişli geçmiş zaman işte.
Rivayet bildiren bileşik kadınlar...

Hayat ne kadar basitti ve ne kadar sahici.
Şimdi ne kadar çok kadının izi var ve ne kadar çok şarkı
Yani ne kadar ağır.
Yani ne kadar ağrılı kahır.
"Kahır", ne kadar da arabesk.
Kafamın içinde ne kadar da çok ses var,
Bir gün, birisi duyacak diye ödüm kopuyor.
insanın gerçekten ödü koparsa, kan zehirlenmesinden ölürmüş.
Belki sen şimdi, bir Ceviz ağacısındır Gülhane Parkında
Ama ben de bir kaldırım taşıyım, Yukarı Çarşıda.
Belki de bundandır bütün karmaşa.
Dünyanın en sağlıklı insanları, şeker hastalarıyken
Hangi dünyanın hangi küfrü hak ettiğini bilmek de zor.
Durmam gereken noktayı bilemiyorum ben.
Belki de bundandır dudak payı bırakamıyor oluşum.
Şeytan kulağına kurşun. Sağlık olsun.
Elime aldığım kemanın, gırçlayan sesinde; bir tek kendimi mutlu edebilirim,
bu yüzden bencilim ben.
linç edebiliyor burada insanlar, kendilerine benzemeyenleri.


Çocuklarını "sıpa" diye sevdirtmiyor burada kadınlar
Seni seviyorum çocuk. Annen hariç.

Stephen Hawking’in bedenine bakarak şükrediyorlar kendi bedenlerine.
Şükrederken aradan bir "ü" harfinin düşmesi gibi doğal ve alelâde bakabiliyorlar.
Başkalarının hayatlarına bakarak huzur buluyorlar.
Beterin beteri, hayatlarının ederi.
Olsun. Sağlık olsun.


“Sen ömründe sabaha buyruk verdin mi?
Ölüm kapıları sana gösterildi mi?

Yağmurun babası var mı?

Oryon’nun bağlarını çözebilir misin?

Başına bol yağmur yağsın diye
Bulutlara sesini duyurabilir misin?” (Eyüp, bap 38, cüz 12,17,28,31,34)



Hastayım ben öpmeyeyim sizi.
Sakat atların vurulmasından açılıyor bazen konu.
Sakat atları da vurmasınlar, uçurtmaları da.
izah edemiyorum 
izahla vakit kaybetmek de pek istemiyorum.
kaybolan vakitlerimin yerine koyacak daha kıymetli vakitler de bulamıyorum
kaybolan vakitlerde, rakı gibi şeyler döküyorum mideme.
hiç kayıp değilmiş gibi geliyor o zaman.
"seni öldürmeyeceğim."
Hemingway'in sakat kedisini vurduğunu öğrendiğim gün,
attım kitaplarını.
(yan odaya).
ancak o kadar uzağa atabiliyorum canımı sıkanları.
nasılsa bir ara alırım yine.
sahtekarca, riyakarca. sen de mi Leyla

Çocuk adam !
sen dinleme Nilgün'ü 
Sen de okuma Hemingway'i 
Boş ver Tevrat'ı
Şener Şen'i telefon reklamlarında oynatanlar utansın.
Enis Batur da yanlış düşünüyor ama doğru yazıyor.
İnsanlar çelişir çocuğum. çünkü insan çelişiktir.
Çocuk adam !
Benim hayatıma bakarak temize çek kendini.
Çünkü hastayım ben, öpemem bile seni. 


Cüneyt Te


19 Eylül 2013 Perşembe

Eylül karışık olacak dediler.

Toplumların coşkusu her zaman taze kalmazdı, kalmadı. O coşku, devrim getirmeliydi. Olmadı. Umutlar Ekim'e sarktı. Gülmeyin ulan, adam romantik devrimci.

Eylül karışık olacak dediler. Öldük biz yine bu eylülde. Biz eylüllerde ölmeye alışmıştık. Alıştık sanıyorduk. Öyle değilmiş. Anladık. 

İnsan her şeye alışır. Ölüm hariç. Bir gülüşünde dünyalar değişir, İnkum hariç. Burası son bin iki yüz yıldır aynı. Gördüm. Biliyorum.

Sevdiğimiz kadınların gitmelerine de alışıktık. Alışmışız sanmıştık. Alışmamışız, onu da anladık. Kadınlar, Eylül ayında giderler buradan. Sevdiğin hiçbir kadın, buralarda kalmaz. Bu gün olmazsa yarın gider. Ama gider. Hep giderler.

Tut beni; çünkü düşüyoruz

Memleketini, kara parçalarından, coğrafi şekillerden seçenlerden olmadık. Bu huyumuzla gurur duyduk belki biraz. Benim seçtiğim bütün vatanlar çekip gittiler ya da işgal edildiler.

Eylül karışık olacak dediler.
Eylül karışıktı.
Huzur ekime sarktı.


Öp beni; çünkü ölüyoruz. 

Belli bir promilden sonra insan, içinde aşk geçen bir cümle kuramayabiliyor 
ya da ölümden biraz önce 
ya da biraz sonra. Giden kadınlara da üzülmeyi bırakabiliyor. 
ya da gelmeyenlere 
ya da bıraktığı yerden devam... Mevzu nerede durduğun da değil aslında. Mevzu nasıl duracağını bilmekte. 

İt beni; çünkü duruyoruz

Belli bir yaştan sonra, "ya da" ların çoğalışında arıyorsun tereddütlerini, eksiklerini ya da fırında unutulmuş kekleri. İki dublede sarhoş oluşlarında arıyorsun, kırlaşmış on tel saçı. Ayağın çizgide atış geçersiz. Tüm "ya da" lar ayrı yazılır.

öp beni; çünkü ölüyoruz.


Cüneyt Te

2 Nisan 2013 Salı

Plasebo


“Az insan az eşya.”
Nereden duymuştum hatırlamıyorum bile.
Ama kulağa güzel geliyor.
Gelmezsin biliyorum ama; ben bir şansımı deneyeyim dediklerim de oldu benim
Alkışı duydum, kıyameti gördüm
Yoklukta iyi giderim, bilirim.
yaşama bağlayan, ayakta tutan standart sapmalarım var benim.
Standarttan sapmış ama kendi içinde mutlu bir ironiyim belki
Mantıklı açıklamaları olmayan çelişkilerim var.
kimselere çaktırmadığım.
ölümüne savunduğum çelişkiler.
kitaplara vazo ya da biblo muamelesi çekmelerine gülüyorum.
Kitap hırsızları kadar masum olmadıklarını, her daim aklımda tutarak,
koy bir kadeh daha diyebiliyorum neşeyle.
her şeye rağmen,
yastığa düşerken başım,
çekip vuruyorum onları.
ölüyorlar.
sabah olduğunda da
özür dilerim seni terörist sanmıştım diyorum
ve hayat devam edebiliyor kendiliğinden.
eşyanın tabiatı böyle
"hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan hiçbir şey yok olmaz"
en azından son bir milyon yıldır bu böyle.
Vitrinlerde, kataloglarda gördükleri pahalı kütüphaneler alıp
raflarını, Hiç okumayacakları bestseller kitaplarla doldurup, aralara bir iki şair serpiştiriyorlar ve
salonlarının baş köşesine koyuyorlar. Olsun diyorum
hiç yoktan iyidir diyorum.
Schindler'in Listesi'ni izleyip "yahudi propagandası" diyebiliyorlar.
Dumurlardan dumur beğeniyorum.
Sonra bazen kusuyorum.
Ve yastığa düşerken başım, çekip onları da vuruyorum.
Sabah olduğunda bu sefer özür dilemiyorum.
-Alex de güzel plase vururdu bu arada-
Hayran bile olabiliyorum bazılarına.
en azından bazılarına.
Bazıları schhindler diyemiyor.
Bazıları diyebiliyor ama yazamıyor; misal ben.
cep telefonlarını bellerine takıyorlar ve hep görebileceğim yerlerde duruyorlar.
Pantolonlarının önlerinde sarı lekeler var
Azeri futbol spikerlerinin konuşmalarıyla eğleniyorlar,
Düşük bütçeli filmleri sevenleri düşük görüyorlar.
Düşük cümleler kuruyorum onları tezahür ederken
Cümlenin düşüklüğünü hiçbir zaman göremeyeceklerini bilmeden devam edebiliyorlar hayatlarına.
Şanslarını erken kaybedenlerdenim.
Çalışırken yorulan çekilmez tiplerden hani.
Kaza yaptıklarında onlardan daha sarhoş olabiliyorum
Ve varamıyorum olay yerine
Şansları zorlamayı da sevdiğimden erken yoruluyorum.
Altı eylül gecesinde tek ayık olan bendim halbuki.
Küçük memeli beyaz gecelikli kadının sevdiği, mavili morlu bir kediydi
Kimse görmedi.
Ben gördüm kulaklarım gördü
Kör bir balıkçı gördü.
Biraz sonra vapur kuduracaktı, kuduz gibi böğürecek ve
Hiç biriniz orada olmayacaktınız.
İkiden fazla kişiliğim var benim.
Ama Tuna Kiremitçiden nefret ediyorum.
Tanısam, belki severim
Zira sevdiğim çok geri zekalı var.
Yavru bir köpekle uyuyup
Yavru bir köpek gibi kokmaktan hoşlanıyorum bazen.
En azından birkaç saat.
Tamam hadi tamam.
Tuna Kiremitçi’yi de seviyorum.
Kıbrısın hepsi bizim değil mi diyen insanlar görüyorum,
Ofislerinde yaptıkları yürüyüşleri spordan sayanları da görüyorum
Ben bazen olmadık şeyler görüyorum.
Misal instagram’a koyamayacağım hayvanlar.
Bazen de sıfır derecede denize giriyorum.
Ama bazen.
Çok sıkılıyorum, mevsimleri sallamıyorum, suya atlıyorum.
Çok eğlendiğimi varsayıyorum.
Ve Arda boylarını dinlerken,
Trakyalı bir zorbayı çekip vuruyorum hem de hiç özür dilemeden.

-bir bardak su içer miydiniz?
-hayır.
-neden?
-Çünkü;

Bardağın dolu tarafına bakamıyorum.
Bardağın boş tarafına da bakamıyorum.
Bardağın kendisine takılıp kalıyorum.
Çoğu zaman kendimi bu vaziyette bulurken,
ilerleme de kaydedemiyor insan.
gerileme de değil bu.
sabit de kalamıyorum.
lineer bir düzlemden zıplayıp döngüsel bir alanda buluyor insan kendini.
gelişmek gibi değil bu.
geriye gitmek gibi hiç değil.
mevcut alanda derinleşmek, 
spesifik bir konuda doktora yapmak gibi.
Doktora yapmak gibi ama,
hiçbir tezi ortaya koyamadan da tatmin olabilmek gibi.
Öğrenciler hep bildikleri derslerden korkar..
insan bildiği şeyden korkar mı?
evet korkar.
Ben hep bildiklerimden korktum.
insan, bildiklerinin bir başka bilen tarafından notlandırılmasından rahatsız oluyor.
işte bu da öyle bir şey.
bol zamanım var ama yeterli değil.
boldan daha fazlası lazım bana.
başa dönecek olursak,
bardağın içine değil, bardağın kendisine takılıyorum.
bazen de kadınlara takılıyorum
ilerleme yok. gerileme hiç yok.
mevcut sancıların dozajını körüklüyorum, kendini orospu zanneden bir bakirenin bakışlarında.

bir şeker atıyorum ağzıma.
akide şekeri.
belki bir plasebo etkisi olur diyorum.
Bir omuz atsam yıkabilir miyim şu binayı.
bir saat geçiyor, bir gün geçiyor, bir ay geçiyor.
herhangi bir etkisi olmuyor şekerin.
Sonra da oturup, akide şekerlerinden nefret ediyorum, belki de bundandır.
beynime giden damarların hepsi açık değil.
içlerinden bazıları, iflasın eşiğinde.
Kafasına revolverini dayamış, bekleyen bir müflis gibi bekliyorum.
1 dakika geçiyor.
gözlerim masada duran mermi kutusunda.
5 dakika geçiyor.
revolverin namlusunu şakaklarımda ısıtıyorum.
soğuk namlu artık soğuk değil.
soğukken ateş edemem.
soğuk sevmem ben.
ama sıfır derece denize atlarım bazen düşünmeden.
vücudumun sıcaklığıyla ısıtıyorum celladımı.
ona kendimden bir parça, bir enerji bahşediyorum.
tetiği sıktığımda,
soğuk ve metalik bi "tık" sesi duyuyorum.
gözlerim,
masadaki mermi kutusunda.
hiç açmadığım mermi kutusunda.
Bana göre değil revolver.
ama yavaş ölmeyi seviyorum ben.
hani bir türk filmi vardı,
hepsi intihar ettiğini sanmıştı, hiçbiri cesaret edememişti.
sonra da "öleceksek yaşayarak ölelim" demişlerdi.
"Neredesin Firuze"
kendime ateş edeceksem eğer,
bu, soğuk alman demirinde çıkacak bir mermi çekirdeğiyle olamaz.
benim için endişelenme doktor.
ölü doğmuşum ben.
Kanımı değiştirmişler.
Kim bilir belki de yıkamışlardır.
öldüm önce.
sonra yine geldim.
öldüğümde, tanrıyla buluştum.
evet bir tanrı gerçekten var.
yüzüme baktı.
"çok gençsin defol" dedi
e istenmediği yerde durmam ben bilirsin doktor.
araba çok hızlıydı ve otobandaydık, atlayamadım.
geri geldim. 
şimdi nasıl gidebilirim ki; sefil bir revolverin robot Asimo çüküne benzeyen namlusundan çıkacak bir mermiyle.

canım sıkkın doktor.
konuşacak insanım yok benim.

şu suyu pet şişeden ikram etmen gerektiğini artık öğren doktor.
her hafta her hafta yorma beni.

Son olarak,
Tuna Kiremitçi’yi vursam kaç yıl yatarım?

Cüneyt Te

21 Mart 2013 Perşembe

Misal Serisi No:23

Misal,
Mozart, bir sabah uyanmıştır.
Ağzı kokmaktadır.
Karnı açtır.
Halsizdir.
Koltuk altı leş gibidir.
Çapaklı gözleri ve uyuşuk elleriyle bir piyanonun başına oturur ve bir şeyler doğaçlamaya başlar
Belki 5 dakika
Belki 15 dakika boyunca çalar
ve durur.
Çaldığını beğenmemiştir ve bir daha hiç çalmamıştır.
Temizlenir, karnını doyurur ve dışarı çıkar...
Şu an,
şu yüzyılda
Bir şeyler olsa da; ulaşsak o doğaçlamaya, yer yerinden oynar.
Onun değer vermediği notalar, belki de benim ölene kadar dinleyeceğim tek müzik olacaktır.
Ama Mozart,
İhanet etmiştir.
Tanrı onu lanetlemiştir.
Bilgisayardan ve sosyal ağlardan mahrum bırakarak,
tüm insanlığı lanetlemiştir.
Diğerleri gibi
hepimiz gibi
herkes gibi
"herkes gibi" gereksiz oldu.
olsun.

Cüneyt Te

10 Ocak 2013 Perşembe

Reddetiğim Yanılgılarım 138



Eskiden taraftarı olduğum takımda, kocaman yaşlı adamlar top oynardı. Sakallı bıyıklı babamdan yaşlı adamlardı. Güçlü kuvvetli adamlardı ama kötü futbol oynarlardı. Sonra biraz zaman geçti ve yaşıtlarım oynamaya başladı. Bana benziyorlardı biraz. Futbolu da daha iyi oynuyorlardı. Güzel arabalar ve kızlar vardı etraflarında. Sonra biraz daha zaman geçti ve küçücük çocuklar futbol oynuyorlar şimdi. O eski amcalara nazaran çok daha teknik ve hızlı bir oyun anlayışları var. Hepsi de benden küçük ve hepsi de çok başarılı. Enteresan bir değişim var.
Takımın yaş ortalaması sabit kaldı da ben mi yaşlandım?
Hiç sanmıyorum. 
Onlar küçüldü ben sabit kaldım.








Merdiven çıkarken diz kapağımdan gelen sesler, zamanın eşyalara sürterken çıkardığı sesten midir?


Hiç sanmıyorum. 
Benim diz kapağım doğuştan kireçlidir.

Cüneyt Te