16 Aralık 2015 Çarşamba

Tek bir vidasını bile sıkmadığınız arabalarınızla, tek bir çivisini bile çakmadığınız granit tabanlı evlerinizle duyduğunuz gurur ne kadar da acınası. Gurur dediğiniz, ne kadar da banknot. Hani çeksek film olur.

-Bu sabah ne kadar da Kütahya Porselensiniz hanımefendi 
-Ah rica ederim, siz de az Pierre Cardin değilsiniz.
-O zaman hadi biraz gurur duyalım.







Cüneyt Te

22 Mayıs 2015 Cuma

Kurşun gibi İzler

Hiç tanımadığımız bir adamın soğuk metal masasında bırakmaya çalışırken anılarını, bakışlarınla karşılaştı bakışlarım. Sonra gözlerini sabitledin dudaklarıma. Ağzımdan çıkacak tek bir laf bekliyordun "Hadi kızım fırla, evimize gidelim!" dememi istiyordun, biliyorum. Ben, tek bir kelime edemezken sen yavaş yavaş gidiyordun bilinmezlere. Sen tek bir göz yaşı bile dökemezken ben, insanlığımdan utandım, tek bir kelime söyleyemediğimden. Ama işte kızım böyleyim ben. ihtiyacım olduğunda yürümez kelimelerim. Belki senin yerine de ağlarım, ama şimdilik kendi defterimde temize çekiyorum her şeyi. 

Sana çok gerçek bir şey anlatayım mı kızım? Bir patlama oldu. Duydum. PKK bombaladı sandım. Yemin ederim ki biri ateş etti göğsüme. Saymadım ama iki el ateş ettiler galiba. İç cebimdeki kitaba saplanmış mermiler. Duruyorum. Dünyanın en klişe film sahnesi gibi duruyorum öyle. Kimse dokunmasa da insanın eti acır mıymış hiç? Sonra üç kişi çullandı üzerime. Çorba kaşığıyla kalbimi söktüler. Hamza'yı gördüm sandım. Çok garip geliyor. 

Şimdilerdeyse; "Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" Öyle işte kızım, gerçekten de "kurşun gibi izler"

Yaz kızım; 25 kilo kireç, 100 kilo toprak, 17 tuğla. İnsan sevdiğinin üzerine atar mı hiç bunları. Ben attım. Önce damarlarım tıkandı sandım. Birileri köy bastı sandım. Öyle bir kalp sancısı. Vallahi mecaz değil. Yemin ediyorum ağrıdı. Ölüm kadar gerçek bir ağrı. Kelime oyunu değil bak. Vallahi ağrıyor insanın kalbi. Raptiyeler dolaşıyordu içimde. Kulakçıklardan karıncıklara geçerken çiziliyordu içim. Önce beklenen "Büyük Marmara Depremi" sandım. 

Henüz gerçekleşmemiş bir depreme isim vermek kadar saçma, sana artık "gel kızım" demek ama,

gel kızım !
hadi fırla !






Cüneyt Te



7 Mayıs 2015 Perşembe

Abajur Sohbetleri: Televizyon

Sen beni birde gençliğimde görecektin. Salonların baş köşelerinde ağırlanırdım hep. İnsanlar büyüme kapılır, pürdikkat izlerlerdi endamımı. Kalabalık davetlerde üzerime bir dantel atarlardı da tüm asaletimle biblo bebek gibi dururdum öyle. Eh şimdi bakma öyle sokak köşelerinde süründüğüme. Sen beni birde gençliğimde görecektin. Salon kadını derler ya hani, hah işte öyleydim. Ne diyordum, hah biblo gibiydim. yahu çakmak nerede çakmak. Hah elimdeymiş yahu, hay allah. Sen beni bir de gençliğimde görecektin.

Cüneyt Te

22 Nisan 2015 Çarşamba

Bi ara görüşelim

iç güvenliğin paket olduğu dönemlerden geçiyorum.
ölmüş olsam, hangi ormanlık alanda bulunmak isterim diye soruyorum kendime.
kartopu oynayan adamların bile kalbine bıçak saplıyorlar sonuçta.
tecavüz ediyorlar. 
çoğu zaman cinsiyet gözetmiyorlar.
katırlardan bile korkuyorlar.
bir yandan da türbelerden kemik toplayıp güvenli bölgelere taşıyorlar.
bir adamın tarlasına tanklarla girip, ecdadımız burada uyuyacak diye buyuruyorlar.
kitapları sakıncalı buluyorlar
misal fareler ve insanlar.
televizyonda içki sigara içen insanları sansürlüyorlar.
işin garibi hepimizi buna alıştırdılar.
vapurda sigara içmemeye alıştırdılar.
alıştık.
benim iç huzurum yok sevgilim.
benim iç huzurum çok sevgilim
benim dış huzurum da yok sevgilim.
çelişiğim yani
beni köyümün yağmurlarında iç dış yıkasınlar
yıkasınlar da işte köye de termik santral kuruyor bunlar.
asit yağdırıyorlar yağmur diye.
Sahteler.
Erdal'ın da yaşını büyütüp öyle asmışlardı.
çocuk öldürmek için takvimlerden yaprak çalıyorlar.
24 Nisanları, yorgun çocukların tatili sanıyorlar.
çocuklarını yaşatmak için cebimden para çalıyorlar.
peki ben n'apıyorum
bir rövaşata denemesi ve taç
kale ağzında artistlik yapacağım diye topu taca gönderiyorum.
gol kaçıran ön liberolara "lan kaç gölün var oradan" diyerek tüketiyorum kendimi.
Bir omuz atsam, yıkabilir miyim ki şu binayı ?
DASK iyi bir şey.
İyi bir şey de işte fay hatları sigortadan anlamıyor.
zaten sigortalamak için evi görmelerine de gerek kalmıyor.
veriyorsun tapuyu, "tamam abi biz yaptık, 150 lira versen yeter" diyorlar.
ey kuzey anadolu fay hattı duy sesimi;
sigortam var ama formaliteden, sorun olur mu senin için !
"Sigortalı bir işe girilmeden aşık bile olunamıyor" bu arada.
altımdan geçen fay hattının dayanabildiği kadar buralardayım sevgilim.
bir ara görüşelim.
hayatımın son yüzelli senesinde en çok kurduğum cümle
"bir ara görüşelim."
görüşmek dediğin "bir ara" yapılacak bir eylem midir?
alsam şu kafamı vursam duvara da patlatsam,
tüm ağrılar geçecek biliyorum da işte köpeğim hasta.
Henüz tüm bakıcı dehşetleri kameralara kaydedilemedi.
Bakıcısını öldüren bir bebek doğduğunda bağlanacağım Allah'a


           Cüneyt Te







11 Şubat 2015 Çarşamba

Bölüm Sonu Canavarı

Arabaların arkasına bağlanarak sürüklenen "demokratik köpekler cumhuriyeti" vatandaşıyım.
açsam ağzımı,yumsam gözümü devrim bile yaparım.
Bırak onu, sırf çukurlara düşüp ölen insanların aileleri birleşse, yeni bir ülke kurulur.
Sonra biri bağlanır canlı yayına.
Ağlar belki.
Namaz öğreten pilli seccadeleriniz var. Üstelik kırkdokuz doksana.
televizyonda; "Taliban, Pakistan'da okul bastı 148 ölü var" diye alt yazı geçiyor.
Gerçi Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermez
Somali'dekiler hariç. Irak, Suriye bölgeleri de hariç.
Kuzey Avrupa dahil. en azından bu yüzyılda dahil.
İsviçre'de Allah, kimsenin kaldırabileceğinden daha fazla yük vermiyor. Lüksenburg, bu kategoride başı çekiyor. Norveç, Danimarka ve İsveç için de fena değil diyorlar. Rabbim cennete girecek adamlarını cinnet ülkelerinden mi seçiyor ?
Cinnet deyince aklıma geldi;
"Cinnet getirmek" deyimine alışamayanlardanım. Cinnet getirilmez, geçirilirmiş gibi geliyor hep bana. Bölüm sonu canavarını bekliyorum.
Bir paket kağıt mendil ve bitmiş tuvalet kağıdı rulosu var ellerimde.
"cebimde bir revolver"
Bakıcısını öldüren bir fil kadar masum muyum acaba?
Bakıcısını öldüren filleri seviyorum.
Sonlu sonsuz sorular tepiniyor etejer çekmecesinin ortalık yerinde.
Bir kedi tırmalıyor tüm kağıtları, sonra her yer karanlık.
Yahu sen ne anlatıyorsun canım kardeşim? diyor
Ben bir şey anlatamıyorum, izliyorum diyorum.
Nasılsın diye soruyor?
Dokunsan ağlarım ama vurursan yıkılmam diyorum.
Sonra nefes hırıltılarımı dinliyorum uzun uzun.
Kurt Cobain gibi şarkı söylemeye çalışıyorum.
Çatlak bir ses böyle.
Av tüfeği ile kendi kendime intihar taklidi yapıyorum,
yok olmuyor.
sonra sigarayı bırakmaya çalışıyorum.
yok o da olmuyor.
Mahmut hocanın bizi bulamayacağı bir tavan arası ayarlıyorum kendime.
Şekeri bırakayım diyorum.
o da olmuyor.
Bileğimi keseyim, asil kanımı yerlere dökeyim diyorum.
Rahat bırakın ulan beni !
çünkü ben hiçbir şeyi bırakamıyorum.
kuma iki şezlong atıyorum,
bir şeyler içip martı kovalıyorum
işte o zaman Los Angeles'taki bir uyuşturucu taciri kadar huzurlu hissediyorum kendimi.
öldürdüğüm hiçbir zamana üzülmüyorum.
çünkü ben mütemadiyen zaman öldürüyorum.
bölüm sonu canavarını bekliyorum.
Zafer ibnesi geliyor birden aklıma.
bir hayal kuruyorum absürt.
Zafer'in evindeymişiz, viskiye bulamışız kendimizi Egemen'le.
Sonra Zafer duştan çıkıyor, kafasında havlu
-"saatler olsun zafer efendi" diyorum buna
-"ona sıhatler olsun denir" diyo bu.
gülüyoruz böğüre böğüre.
sonra bir bakıyorum Egemen bayılmış viskiden.
Haydi deyip, cumaya gidiyormuşuz gibi yapıyoruz.
Hudea'nın haberini okuyorum.
Beynime dayayıp objektifi, basıyorum deklanşöre.
sonrası dipsiz karanlık
ve ortalık mavili morlu kedi tüyü.

amına koduğumun çocukları !
haysiyetsiz, soysuz köpekler !

3 haftadır Yunanistan başkanının kravat takmamasını konuşup duruyorlar. Dini yemin etmemesini büyük bir tehlike olarak görüyorlar. Ulan bu dünyanın anasını sikenler kravat takıp, kutsal kitaplara el basanlar değil miydi hep?

amına koduğumun çocukları !
haysiyetsiz, soysuz köpekler !


Cüneyt Te