27 Eylül 2017 Çarşamba

Kemal Rüdiger

Kemal Rüdiger vücudunun neresinden geldiğini kestiremediği türlü ağrı ve yanma hissiyle gözünü açtığında hareket edemiyordu ve etraf zifiri karanlıktı. Nefes alışı gittikçe zorlaşmaya başlamıştı. Ağzındaki tozları ve kum kırıntılarını hissetti. Sahilde bir yerde olmalıyım diye düşündü. Sessizliğe kulak kabarttı. Sadece uğultu vardı.

Düsseldorf üniversitesi mimarlık son sınıf öğrencisi olan sevgilisi Greta'yı hayal ediyordu. Kemal Rüdiger, aynı fakülteden iki yıl önce mezun olmuştu ve iki hafta önce Taksim'de büyük bir mimarlık ofisinde çalışmaya başlamıştı.

Arka dişlerinden gelen kum çıtırtılarından kurtulmaya çalışırken, kan tadı aldı ve ön dişlerinin artık yerinde olmadığını fark etti. 

Kemal Rüdiger, Greta'yla buluşmak için İzmir'e doğru yola çıkmıştı. Greta TSİ 23:10 uçağı ile Düsseldorf'tan İzmir'e giden uçağın penceresinden Ege Denizi'ni izliyordu. 

Kemal'in ayaklarından yukarıya doğru çıkan ağrılar yok olmuştu. Ağrı o kadar hızlı kayboldu ki; artık belinden aşağısını hissetmiyordu. Dün gece Beyoğlu'nda tanıştığı adamın organ mafyasından olduğuna kesin gözüyle bakıyordu Kemal Rüdiger. 

Greta'nın rötarlı uçağı, 03:30'da İzmir'in sıcaktan kavrulan pistine indiği esnada, etrafındaki Türk'lerin panik halinde hareketlendiğini fark etti. Greta, Türkçe anlamadığı için, insanların beden dilinden bir şeyler çıkarmaya çalışıyordu. Kötü bir şey olduğu kesindi. 

Kemal Rüdiger, hayatında sadece üç defa geldiği Türkiye'de, İzmir yerine İzmit tabelasını takip ediyordu. 

Zifiri karanlıkta, alarmı çalan dijital saatinin kadranında, 17/08/1999 03:30 AM yazıyordu ve 28 dakika önce arabasının üzerine yıkılan Mimoza Apartmanı'nın enkazı altında, tozlanmış dudaklarından çıkan son nefesiyle, "Greta" diye fısıldadı karanlığa.  
--
Cüneyt Te

23 Şubat 2017 Perşembe

Öğretmenler Günü

Ortaokuldaki Türkçe öğretmenim olacak hayvan, hepimizin gözünün önünde İbrahim'in kulağını kopartmıştı. Mecaz değil, gerçek bu. Dış kulağın kafatasına bağlanan yerinden kopardı. İstiklal marşı töreninde de bütün okulu tembihleyerek 'saatinin yanlışlıkla(!) kulağına çarptığını' öğretti (!) bize. 
Çocuktuk korktuk, sustuk. 

Sonra bir coğrafya hocası vardı. Amik ovasının yerini bilemeyen Halil'e yumrukla dalmıştı. Sadece Halil'e kastı yoktu hocanın. Sorusunu cevaplayamayan her öğrenciye yumruk atabilecek kadar delikanlı (!) bir coğrafyacıydı. 

İlkokulda bir müdürümüz vardı, Soncay'ın sırtına zıplayıp sınıfın ortasında yere yatırıp dövmüştü. Yani gün yüzü görmemesi gereken yaratıkların Öğretmenler Günü olamaz. Bu sebepledir ki TÜM öğretmenlerin Öğretmenler Günü'nü kutlayamıyorum. 

İbrahim şimdi adam yaralamaktan hapiste. Halil, her gün karısını dövüyormuş. Soncay'dan ise hiç haber alamadık.

                                    

                                                                                                                                                       Cüneyt Te

19 Ocak 2017 Perşembe

Fernando Öztekneci

Fernando Öztekneci, amerikan sitili verandasında ki iskemlesinde, kaç saattir oturduğunu henüz bilmiyordu. Durdu ve saatine baktı. 

" Ooo fue de ocho horas* " dedi.

Düdüklü çaydanlığından kaynar su aldı. tek yudumda içip; anlamını bilmeden; "ohh yarabbi şükür" diyerek yatağına uzandı.

Fernando Öztekneci, Bartın'da yaşıyor olsaydı, ana haber bültenlerine çıkabileceğinden habersiz yaşamaya devam etti ve geçen çarşamba gırtlak kanserinden öldü. 

* ooo sekiz saat olmuş
-- 
Cüneyt Te