kime gözlerimle pespayeliğini ima edecektim.
Kim bana salak yapacaktı.
Seni kimler aldı kimler öpüyor seni (!)
Senin bahsettiğin o iç mihrak benim. Evet o benim.
Sen kendi damarlarında dolaşan asil kanla yetin.
Asil kan dediğin, genetik aktarım için önemlidir. Misal; Safkan Kangal, safkan Golden Retriever. İnsanda bakılmaz o kana.
Ah şu, çeyrek faşistler. Turancılığı bile beceremiyorlar.
Ellerinden gelse, kafataslarına göre sınıflandıracaklar insanı.
ellerinden geliyor ya...
Çekoslavakya'yı dinliyorum gözlerim kapalı!
Önce bir etbaş geliyor, "tek dil" diyor. bi siktir diyorum.
Ardından bir kadın geliyor "tek din" diyor, gel diyorum dizime otur.
Cemal Süreya'dan iki dörtlük patlatıyorum;
"kırmızı bir kuştur soluğum
kumral gözlerinde saçlarının
seni kucağıma alıyorum
tarifsiz uzuyor bacakların
kırmızı bir at oluyor soluğum
yüzümün yanmasından anlıyorum
yoksuluz gecelerimiz çok kısa
dört nala sevişmek lazım."
Çok içkiliyim kusura bakma diyorum aynı kadına. Olsun diyor. Sabahı bekleriz. Aşık oluyorum aşufteye.
Ben zaten Valeri Boyer'le de gizli aşk yaşıyorum. bilseler. istiklal mahkemesinde asarlar beni.
Ankara’yı dinliyorum gözlerim kapalı!
Bizim belediyeyi dinliyorum, her öğlen hoparlörden gözlerim kapalı.
Vatan, millet, sakarya, bayrak, din üzerine kocaman kocaman laflar ediyorlar ama "v" harfini "w" olarak yazıyorlar.
Sakat zihinli 40 yaşlarında bir ergeni dinliyorum ara sıra gözlerim kapalı.
Hafiften bir meltem esiyor, meğer sosyal medyada bir delikanlı osuruyormuş, geç anlıyorum gözlerim fal taşı kadar kocaman açılıyor.
"Şeyli her şey ayrı yazılır" kuralından bir haberler.
Soru eki olan -mı ları -mu ları birleşik yazıyorlar.
Bundan da tahrik oluyorlar.
“Fıstıkçı Şahap’ın Anası Mezar Dikecekmiş” dediğimde, "Ne zaman öldü bizim Serap" diyor. Evet diyorum. Az önce kaybettik. Sen de bir serapsın. Fıstıkçı Şahap’ın babası görmesin seni diyorum. Susuyoruz. sessiz
“Aman neyse öpt. kib. Bye” diye yazıyorum. Genç sanıyor beni. Hoşuma gidiyor. Hoşuna gidiyorum.
Aslında uygun koşullar altında ben birçok yere giderim diyorum. “Giderim var diyorsun yani” diyor. Üzülüyorum ansızın.
Kredi kartı satmaya çalışan dekolteli güzel kızlara tav oluyorlar.
Kart satışlarında bir rekor daha kırılıyor.
Kotaları doluyor bankacıların.
Mutlu oluyorlar.
Yeni hedefler, yeni kotalar veriliyor.
Kota miktarı arttıkça dekoltenin derinliğinde de bir artış gözleniyor ve yeni bir rekor daha kırılıyor.
Otel odası kurmacalarıyla, kendi tuvaletlerinde tatmin oluyorlar.
Herkes biliyor.
Herkes susuyor.
Kimsenin gözlerini açmaya cesareti de yok tahammülü de.
Biz romantik görünelim diye kapatıyoruz o gözleri.
İçinde “eplikeyşın” geçen cümlelerle tasvir edebiliyoruz ancak vaziyetlerimizi.
İçinde “epılsıtor” geçmeyen bir cümleyi yeteri kadar teknolojik saymıyoruz. ve pek tabii zengin.
Zamanında Özal’ı dinledik gözlerimiz kapalı.
"sosyo-ekonomik açıdan" demeye bayılıyoruz da işin "sosyo" kısmını sikleyen de yok.
Pucca diye bir karının bacak arası metinlerini edebiyat niyetine okuyorlar.
Nirvana’yı da sevmiyorlar zaten.
Kurt Cobain’nin çok iplediğini sanmıyorum.
Ben Nirvan'yı seviyorum. Cobain'den pek haz etmiyorum sadece.
Ölüler her şeyi görür. Görür mü? Peki üşür mü?
Simitçi çocuğa üşümüyor musun sen bu kazakla? diye soruyorum.
“Yok amca, gerçek yün ya sıcak tutuyor“ diyor.
"AMCA !" şoku atlatıyorum. galiba büyüyorum deyip kazağa odaklanıyorum.
Seviniyorum ilkin.
Sonra kazağına dokunuyorum
%100 polyester merserize olduğunu görüyorum.
Boğazım. Düğüm.
Koşullu şartlanmanın son kurbanıdır o simitçi çocuk.
Kazağının yün olduğuna inandırılmış tek çocuk olmadığını anlıyorum o an.
İçim sıkılıyor.
Bir sigara yakıyorum.
O kadar sövüyorum o kadar sövüyorum ki, elimdeki sigaranın Amerikan olduğunu hiç ama hiç fark etmeden.
Aslına bakarsan kimseyle de uğraşasın gelmiyor çoğu zaman.
Ama ben yine de herkesi dinliyorum gözlerim kapalı.
Dil,din,ırkı aynı cümlede peş peşe sıralamak ne kadar da klişe oldu son otuz yılda
Bir hayli örgüt üst düzey yönetici de öldürüldüğüne göre, rahatça gözlerimi kapatıp dinleyebilirim haberleri.
Radyo misali
Artık ince uçlu Nokia şarj aleti aramama da gerek kalmadığına göre, kendimi daha seksi hissedebilirim pekala.
Çalıştıkça para kazanıyoruz.
Para kazandıkça da götlerimizin çapı büyüyor.
Çap büyüdükçe spor salonlarına gidiyoruz.
Çalışmasak bunlar gelmezdi başımıza.
O halde spor masraflarını da iş yerinin ödemesi gerek.
Akbil masraflarının altına bir gider kalemi daha.
Benim distopyamda çok acayiptir iş hayatı. O gider kalemiyle ne fanteziler yapar patron kısmı adama.
Popülist olmadan okutamazsın hiç bir yazını.
Ondandır o en tebedeki başlık.
İçinde seks, küfür, şiddet geçmiyorsa dil,din,ırk demişsin ne çıkar.
Tek dil tek din tek bayrak.
Padişahım çok yaşa.
En güzel lüferleri hep yemişler. Rakıya balık da kalmamış.
İçmesini de bilmiyor bunlar, yemesini de.
İçip kusuyorlar hep ortalık yere. ben yazarken kusmayı tercih ediyorum.
Bir çöp kutusu kadar dingin ve pis, bir çöp sineği kadar huzursuzum.
Cinayet hep midemi bulandırır ama birisi çıkıp yaratıcı ve zekice öldürse beni, katilimin yargılanmasını istemem.
İşte bu kadar muhtaç kalır bazen insan. Erkeklerin de muayyen dönemleri olur kızım.
Çok defa antilopların Serengeti Nehri'nden geçerken timsahlarca parçalanmasını izledim. Öyle kayıtsız.
Burnumun dibinde olsaydı taş atardım belki. Beş yaş saldırı tekniklerimle.
Ya da sınıf başkanı misali, antilopları şikayet ederdim tanrıya. Çünkü inanmak istiyorum bir tanrıya.
asıl soruya gelecek olursak,
Beni kimler aldı. Kimler öpüyor beni.
dudağımda dilimde, kimlerin izi var.
Cüneyt Te

.jpg)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder