Kimisi lanetiyle birlikte geliyor.
Misal yunuslar.
Yunuslar lanetlidir çocuğum.
Suda yaşamaya mahkum edilmiş, nefes almak zorunda bırakılan hayvanlar...
yaşamak için her saat başı kafanı denize sokmak zorunda kaldığını düşün.
Bir Charlie Chaplin filmi kadar ilkeldir güzellik, bir o kadar da sade.
Bazen gözlerini kapattığında,
New Orleans'ta bir zenci kilisesinde uyandığını varsay. Yıl, ekseriyetle 1930 olsun.
ya da james Stewart'a gelen bir melek ile ettiği duanın tercümesi ol, kendi evinin koridorunda.
"kendi evin" (!)
Ev. Ne garip kelime.
Uzun bir kelimenin kısaltması gibi.
velhasıl, bazen çok oluyorum.
bir olunca rahatlıyorum.
aspiratörün kapanışı gibi, kıymığın etten çıkışı gibi, lifin dişten kurtulması gibi...
oh ulan deyip,
uyanıveriyorum ticaret odalarının, granit koridorlarında.
sabun köpüğünden tekil bir hayatta, iyelik eklerimle yaşıyorum.
Bazen çok fazla iyelik bildiriyorum,
kaybettiğim imza beyannamelerinin tüzel kişiliklerinde yaşıyorum.
kaybettiğim hayatların "ah ulan"lı yazılarında,
kaybettiğim kitapların rafta bıraktığı dar, karanlık boşluklarında...
Gün ortası haber bültenleri kadar görebiliyorum dünyayı.
uykusunda boğulan bir yunus kadar aptal,
yunusların uykularında boğulabileceklerine inanacak kadar çaresiz...
Cüneyt Te