“Klimaların soğuk fanlarından
yayılıyor kötülükler.”
Yaz sıcağında, soğutulmuş odalarda doğuyor kararlar.
ve istismarcıların bitmeyen açlıklarından soruluyor tüm küçük
hesaplar.
Bir kocaman “la havle” ile avunurken,
inşaat
asansörlerinde ölüyor işçiler.
Dipsiz madenlerin karanlık koridorlarında, yükleniyorlar dünyanın yükünü ve oralarda ölüveriyorlar.
Her gün eksildiğimizi hissediyorum.
Çan eğrisinin aşağı ivmelendiği yıllarımdayım.
Üstümüz
de açık uyuyoruz her gece.
Belde fıtık,
ruhta çatlak,
artan öksürükler, erken
sarhoş olmalar,
şiddetli detoneler ve gözüme batan binlerce gazete manşeti.
Az desibelli
masalarda bulunan huzurlar,
bir kitabın orta yerinde uyuklamalar,
göz doktoruna
gitmek istememeler,
kumsal şemsiyelerinin altında sohbetsizlikten boğulan
insanlara acımalar.
Sistemleri sorgulayacak cümleler çürütüyorum içimde.
Zira konuşamıyorum
vakti geldiğinde konuşmaların.
Sayılara takılıyorum bazen. Misal 301.
301. maddeden “Türklüğe hakaret”
ile yargılanıyor ya insanlar işte ben buna öğürüyorum.
301 madenci ölüyor da kimse yargılanamıyor ya,
işte ben buna ölüyorum.
Ermeni dölü, Rum dölü, Yahudi dölü… hep alkış toplar ya bu döl
muhabbeti, işte ben buna öğürürken ölüyorum.
Alçak irtifalarda kuş kovalıyorlar.
Güvercinlerden başka kim var ki kovalanacak.
Sular soğudu. Yunuslar kesin gelir bu hafta.
Sığ sularda yunus arıyorum.
Ellerimde istavrit yavruları.
Kırılgan bir fay hattının
üzerine kurdum evimi kasıtlı olarak.
Bir gün belki yarılır da içine girerim
diye.
Kabuslar görüyorum.
Herkesin gerçek sandığı
kabuslar.
Üst geçitlere kamyonlar çarpıyor ve insanlar ölüyor rüyalarımda.
Çevremde
hep zayıf adamlar.
Karısının “Artık şu adamla görüşmeni istemiyorum” demelerine;
“Olur
hayatım, görüşmem.” diyebilecek potansiyelli adamlar.
Tekneler batıyor,
mülteciler ölüyor.
Üstüm mü açık kalıyor?
Üstü açık bir ülkenin, üstü açık bir
deniz kıyısında uyukluyorum çoğu zaman.
Yani bir bakıma gerçek olamayacak kadar
köhne hayatlar.
Öte yandan da kusmuk kokanları görüyorum.
Sonra kalkıp
biri evleniyor.
Hiçbir şey olmamış gibi kalkıp oynuyorum.
Aptal adamların zeki
kadınlarla evlendiği düğünlerde,
kim para takmış, kim çeyrek takmış bilgilerine
maruz kalıyorum.
Eee şimdi "sıra" bana mı geliyor.
Her düğünde herkesten bunu
duyuyorum.
"Eee sıra sana geliyor."
Ben ne zaman girdim bu sıraya hiç bilmiyorum
diyorum.
Duruyor.
Kahkahası naif bir tebessüm oluyor.
Belli ki idrak ediyor.
"Eee
yeğen sevmek istiyoruz biz artık" diyor.
Lafı kendine her getirişinde kahkahalar
artıyor.
“Al bunu sev” demek istiyorum. (Roxy'i işaret ederek)
Diyemiyorum.
Gülüyoruz.
“la havle” iflah olmaz bu
düğünler mirim.
Düğümlenmiş, çürümeyi bekleyen
cümleler var. İnsanın içinde tümörlere sebebiyet veren.
Üstelik de kötü huylu çoğu.
Cevabını bekleyen mektuplar da var.
Onlar hep iyi huylu.
Onlar hep iyi huylu.
İlk düşündüğün hep doğrudur. Yalan.
içerilerde bir yerlerde siyah, küre şeklinde boşluklar var.
Boşluk, hiç küre şeklinde olur mu?
Siyah, küre şeklinde kocaman bir boşluk var.
Boşluğun içinde kaybolan eşyalar var (Misal; Wristcutters a Love Story)
Hayvanlar var.
Kadınlar hiç var olur mu?
İnsanın içinde hiç boşluk olur mu?
Boşluk...
Bir şey boşsa hiç özne olur mu?
Ya da bir şey boşsa hiç hacmi olur mu?
Ya da bir şey boşsa hiç hacmi olur mu?
Hacmi var bunun.
Öznesiz cümle olur mu?
Öznesiz cümle olur mu?
ya da özensiz.
Özensizse olur.
Olmalı.
okunaklı olsa kâfi.
Ormanda bir ağaç düşse mesela, kimse görmese, çürüse...
Yinede ağaç düşmüş sayılır mı?
bir konuşmadan çaldığım bu cümleyi, kimse anlamazsa, yine de hırsız olunur mu?
plaj şemsiyelerinin altında geçen yazlarımı toplasam, fiil bildiren yüklem olur mu?
olmaz ama, olmalı.
Ya da biri üstümü örtsün !
Özensizse olur.
Olmalı.
okunaklı olsa kâfi.
Ormanda bir ağaç düşse mesela, kimse görmese, çürüse...
Yinede ağaç düşmüş sayılır mı?
bir konuşmadan çaldığım bu cümleyi, kimse anlamazsa, yine de hırsız olunur mu?
plaj şemsiyelerinin altında geçen yazlarımı toplasam, fiil bildiren yüklem olur mu?
olmaz ama, olmalı.
Ya da biri üstümü örtsün !
Cüneyt Te



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder