Hiç tanımadığımız bir adamın soğuk metal masasında bırakmaya çalışırken anılarını, bakışlarınla karşılaştı bakışlarım. Sonra gözlerini sabitledin dudaklarıma. Ağzımdan çıkacak tek bir laf bekliyordun "Hadi kızım fırla, evimize gidelim!" dememi istiyordun, biliyorum. Ben, tek bir kelime edemezken sen yavaş yavaş gidiyordun bilinmezlere. Sen tek bir göz yaşı bile dökemezken ben, insanlığımdan utandım, tek bir kelime söyleyemediğimden. Ama işte kızım böyleyim ben. ihtiyacım olduğunda yürümez kelimelerim. Belki senin yerine de ağlarım, ama şimdilik kendi defterimde temize çekiyorum her şeyi.
Sana çok gerçek bir şey anlatayım mı kızım? Bir patlama oldu. Duydum. PKK bombaladı sandım. Yemin ederim ki biri ateş etti göğsüme. Saymadım ama iki el ateş ettiler galiba. İç cebimdeki kitaba saplanmış mermiler. Duruyorum. Dünyanın en klişe film sahnesi gibi duruyorum öyle. Kimse dokunmasa da insanın eti acır mıymış hiç? Sonra üç kişi çullandı üzerime. Çorba kaşığıyla kalbimi söktüler. Hamza'yı gördüm sandım. Çok garip geliyor.
Şimdilerdeyse; "Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" Öyle işte kızım, gerçekten de "kurşun gibi izler"

Yaz kızım; 25 kilo kireç, 100 kilo toprak, 17 tuğla. İnsan sevdiğinin üzerine atar mı hiç bunları. Ben attım. Önce damarlarım tıkandı sandım. Birileri köy bastı sandım. Öyle bir kalp sancısı. Vallahi mecaz değil. Yemin ediyorum ağrıdı. Ölüm kadar gerçek bir ağrı. Kelime oyunu değil bak. Vallahi ağrıyor insanın kalbi. Raptiyeler dolaşıyordu içimde. Kulakçıklardan karıncıklara geçerken çiziliyordu içim. Önce beklenen "Büyük Marmara Depremi" sandım.
Henüz gerçekleşmemiş bir depreme isim vermek kadar saçma, sana artık "gel kızım" demek ama,
gel kızım !
hadi fırla !

Cüneyt Te

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder