2 Nisan 2013 Salı

Plasebo


“Az insan az eşya.”
Nereden duymuştum hatırlamıyorum bile.
Ama kulağa güzel geliyor.
Gelmezsin biliyorum ama; ben bir şansımı deneyeyim dediklerim de oldu benim
Alkışı duydum, kıyameti gördüm
Yoklukta iyi giderim, bilirim.
yaşama bağlayan, ayakta tutan standart sapmalarım var benim.
Standarttan sapmış ama kendi içinde mutlu bir ironiyim belki
Mantıklı açıklamaları olmayan çelişkilerim var.
kimselere çaktırmadığım.
ölümüne savunduğum çelişkiler.
kitaplara vazo ya da biblo muamelesi çekmelerine gülüyorum.
Kitap hırsızları kadar masum olmadıklarını, her daim aklımda tutarak,
koy bir kadeh daha diyebiliyorum neşeyle.
her şeye rağmen,
yastığa düşerken başım,
çekip vuruyorum onları.
ölüyorlar.
sabah olduğunda da
özür dilerim seni terörist sanmıştım diyorum
ve hayat devam edebiliyor kendiliğinden.
eşyanın tabiatı böyle
"hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan hiçbir şey yok olmaz"
en azından son bir milyon yıldır bu böyle.
Vitrinlerde, kataloglarda gördükleri pahalı kütüphaneler alıp
raflarını, Hiç okumayacakları bestseller kitaplarla doldurup, aralara bir iki şair serpiştiriyorlar ve
salonlarının baş köşesine koyuyorlar. Olsun diyorum
hiç yoktan iyidir diyorum.
Schindler'in Listesi'ni izleyip "yahudi propagandası" diyebiliyorlar.
Dumurlardan dumur beğeniyorum.
Sonra bazen kusuyorum.
Ve yastığa düşerken başım, çekip onları da vuruyorum.
Sabah olduğunda bu sefer özür dilemiyorum.
-Alex de güzel plase vururdu bu arada-
Hayran bile olabiliyorum bazılarına.
en azından bazılarına.
Bazıları schhindler diyemiyor.
Bazıları diyebiliyor ama yazamıyor; misal ben.
cep telefonlarını bellerine takıyorlar ve hep görebileceğim yerlerde duruyorlar.
Pantolonlarının önlerinde sarı lekeler var
Azeri futbol spikerlerinin konuşmalarıyla eğleniyorlar,
Düşük bütçeli filmleri sevenleri düşük görüyorlar.
Düşük cümleler kuruyorum onları tezahür ederken
Cümlenin düşüklüğünü hiçbir zaman göremeyeceklerini bilmeden devam edebiliyorlar hayatlarına.
Şanslarını erken kaybedenlerdenim.
Çalışırken yorulan çekilmez tiplerden hani.
Kaza yaptıklarında onlardan daha sarhoş olabiliyorum
Ve varamıyorum olay yerine
Şansları zorlamayı da sevdiğimden erken yoruluyorum.
Altı eylül gecesinde tek ayık olan bendim halbuki.
Küçük memeli beyaz gecelikli kadının sevdiği, mavili morlu bir kediydi
Kimse görmedi.
Ben gördüm kulaklarım gördü
Kör bir balıkçı gördü.
Biraz sonra vapur kuduracaktı, kuduz gibi böğürecek ve
Hiç biriniz orada olmayacaktınız.
İkiden fazla kişiliğim var benim.
Ama Tuna Kiremitçiden nefret ediyorum.
Tanısam, belki severim
Zira sevdiğim çok geri zekalı var.
Yavru bir köpekle uyuyup
Yavru bir köpek gibi kokmaktan hoşlanıyorum bazen.
En azından birkaç saat.
Tamam hadi tamam.
Tuna Kiremitçi’yi de seviyorum.
Kıbrısın hepsi bizim değil mi diyen insanlar görüyorum,
Ofislerinde yaptıkları yürüyüşleri spordan sayanları da görüyorum
Ben bazen olmadık şeyler görüyorum.
Misal instagram’a koyamayacağım hayvanlar.
Bazen de sıfır derecede denize giriyorum.
Ama bazen.
Çok sıkılıyorum, mevsimleri sallamıyorum, suya atlıyorum.
Çok eğlendiğimi varsayıyorum.
Ve Arda boylarını dinlerken,
Trakyalı bir zorbayı çekip vuruyorum hem de hiç özür dilemeden.

-bir bardak su içer miydiniz?
-hayır.
-neden?
-Çünkü;

Bardağın dolu tarafına bakamıyorum.
Bardağın boş tarafına da bakamıyorum.
Bardağın kendisine takılıp kalıyorum.
Çoğu zaman kendimi bu vaziyette bulurken,
ilerleme de kaydedemiyor insan.
gerileme de değil bu.
sabit de kalamıyorum.
lineer bir düzlemden zıplayıp döngüsel bir alanda buluyor insan kendini.
gelişmek gibi değil bu.
geriye gitmek gibi hiç değil.
mevcut alanda derinleşmek, 
spesifik bir konuda doktora yapmak gibi.
Doktora yapmak gibi ama,
hiçbir tezi ortaya koyamadan da tatmin olabilmek gibi.
Öğrenciler hep bildikleri derslerden korkar..
insan bildiği şeyden korkar mı?
evet korkar.
Ben hep bildiklerimden korktum.
insan, bildiklerinin bir başka bilen tarafından notlandırılmasından rahatsız oluyor.
işte bu da öyle bir şey.
bol zamanım var ama yeterli değil.
boldan daha fazlası lazım bana.
başa dönecek olursak,
bardağın içine değil, bardağın kendisine takılıyorum.
bazen de kadınlara takılıyorum
ilerleme yok. gerileme hiç yok.
mevcut sancıların dozajını körüklüyorum, kendini orospu zanneden bir bakirenin bakışlarında.

bir şeker atıyorum ağzıma.
akide şekeri.
belki bir plasebo etkisi olur diyorum.
Bir omuz atsam yıkabilir miyim şu binayı.
bir saat geçiyor, bir gün geçiyor, bir ay geçiyor.
herhangi bir etkisi olmuyor şekerin.
Sonra da oturup, akide şekerlerinden nefret ediyorum, belki de bundandır.
beynime giden damarların hepsi açık değil.
içlerinden bazıları, iflasın eşiğinde.
Kafasına revolverini dayamış, bekleyen bir müflis gibi bekliyorum.
1 dakika geçiyor.
gözlerim masada duran mermi kutusunda.
5 dakika geçiyor.
revolverin namlusunu şakaklarımda ısıtıyorum.
soğuk namlu artık soğuk değil.
soğukken ateş edemem.
soğuk sevmem ben.
ama sıfır derece denize atlarım bazen düşünmeden.
vücudumun sıcaklığıyla ısıtıyorum celladımı.
ona kendimden bir parça, bir enerji bahşediyorum.
tetiği sıktığımda,
soğuk ve metalik bi "tık" sesi duyuyorum.
gözlerim,
masadaki mermi kutusunda.
hiç açmadığım mermi kutusunda.
Bana göre değil revolver.
ama yavaş ölmeyi seviyorum ben.
hani bir türk filmi vardı,
hepsi intihar ettiğini sanmıştı, hiçbiri cesaret edememişti.
sonra da "öleceksek yaşayarak ölelim" demişlerdi.
"Neredesin Firuze"
kendime ateş edeceksem eğer,
bu, soğuk alman demirinde çıkacak bir mermi çekirdeğiyle olamaz.
benim için endişelenme doktor.
ölü doğmuşum ben.
Kanımı değiştirmişler.
Kim bilir belki de yıkamışlardır.
öldüm önce.
sonra yine geldim.
öldüğümde, tanrıyla buluştum.
evet bir tanrı gerçekten var.
yüzüme baktı.
"çok gençsin defol" dedi
e istenmediği yerde durmam ben bilirsin doktor.
araba çok hızlıydı ve otobandaydık, atlayamadım.
geri geldim. 
şimdi nasıl gidebilirim ki; sefil bir revolverin robot Asimo çüküne benzeyen namlusundan çıkacak bir mermiyle.

canım sıkkın doktor.
konuşacak insanım yok benim.

şu suyu pet şişeden ikram etmen gerektiğini artık öğren doktor.
her hafta her hafta yorma beni.

Son olarak,
Tuna Kiremitçi’yi vursam kaç yıl yatarım?

Cüneyt Te

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder