19 Eylül 2013 Perşembe

Eylül karışık olacak dediler.

Toplumların coşkusu her zaman taze kalmazdı, kalmadı. O coşku, devrim getirmeliydi. Olmadı. Umutlar Ekim'e sarktı. Gülmeyin ulan, adam romantik devrimci.

Eylül karışık olacak dediler. Öldük biz yine bu eylülde. Biz eylüllerde ölmeye alışmıştık. Alıştık sanıyorduk. Öyle değilmiş. Anladık. 

İnsan her şeye alışır. Ölüm hariç. Bir gülüşünde dünyalar değişir, İnkum hariç. Burası son bin iki yüz yıldır aynı. Gördüm. Biliyorum.

Sevdiğimiz kadınların gitmelerine de alışıktık. Alışmışız sanmıştık. Alışmamışız, onu da anladık. Kadınlar, Eylül ayında giderler buradan. Sevdiğin hiçbir kadın, buralarda kalmaz. Bu gün olmazsa yarın gider. Ama gider. Hep giderler.

Tut beni; çünkü düşüyoruz

Memleketini, kara parçalarından, coğrafi şekillerden seçenlerden olmadık. Bu huyumuzla gurur duyduk belki biraz. Benim seçtiğim bütün vatanlar çekip gittiler ya da işgal edildiler.

Eylül karışık olacak dediler.
Eylül karışıktı.
Huzur ekime sarktı.


Öp beni; çünkü ölüyoruz. 

Belli bir promilden sonra insan, içinde aşk geçen bir cümle kuramayabiliyor 
ya da ölümden biraz önce 
ya da biraz sonra. Giden kadınlara da üzülmeyi bırakabiliyor. 
ya da gelmeyenlere 
ya da bıraktığı yerden devam... Mevzu nerede durduğun da değil aslında. Mevzu nasıl duracağını bilmekte. 

İt beni; çünkü duruyoruz

Belli bir yaştan sonra, "ya da" ların çoğalışında arıyorsun tereddütlerini, eksiklerini ya da fırında unutulmuş kekleri. İki dublede sarhoş oluşlarında arıyorsun, kırlaşmış on tel saçı. Ayağın çizgide atış geçersiz. Tüm "ya da" lar ayrı yazılır.

öp beni; çünkü ölüyoruz.


Cüneyt Te

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder