Hastayım ben öpmeyeyim
sizi.
2008 kışında, Haydarpaşa
tren garında bir adam hapşırdı.
Kimseden çıt ses çıkmadı.
Adam, “hep beraber” dedi.
Kimseden çıt ses çıkmadı. Herkes garipsedi.
Adam bekledi ve hayat
devam etti, hem de “Hep beraber”
“Hayata karşılık ölüm” dediğinde,
"Ağzından yel alsın" diyorlar
Yel, kimsenin ağzından
hiçbir şeyi alamaz ki, tozdan başka.
çok umursamıyorum ama,
“The Doors çalma, hiç
çekemem” dedirttirebiliyorum örneğin kendime
ve neşeli bir ortamda
sessiz, kayıp adam olabiliyorum.
Kayıp,
Misal Peter Pan
Söylenmeyi bekleyen onca
cümleyi içimde çürütebiliyorum pekala.
Alınıyorum.
“Sen de mi Leyla /
Riyakar Leyla”
Olsun.
Bıkkın,
yatalak bir adamı düşünüyorum.
Kim, neyi, ne
zaman hak ediyor diye.
Hak etmek
Hak... (bunu yazan, burada Allah demek istedi ya da onun gibi bir şey)
2001 yazında Aslan Kayasından bir çocuk atlar denize,
Ölmediğine
sevinir herkes.
Çocuk, her
gün ölebilmek için dua ederken
Sevdikleri
olmayan sağlığına duacı olur.
İsteklerimiz
hep mi çatışır?
“Örümceğin
öğlen yemeği için şükrettiği tanrı ile;
sineğin kurtulmak için dua ettiği tanrı” arasındaki fark kadar çatışık mıdır
dualar, şükürler…
Hangi tanrıdır bu yükün altından kalkan.
Hangi tanrıdır bu yükün altından kalkan.
Çocuk,
ölebilme hayalleriyle büyüyüp adam olmuştur yatağında.
Kaya, aynı
yerde sabit.
Deniz, aynı
yerde değişken.
Çocuk adam,
aynı yatakta kayıp. Misal Peter Pan
Uyuşturucuyu
en çok o çocuk adam hak ediyor aslında.
Birde ona
bakan annesi.
Devletin maaş
yerine uyuşturucu bağlaması lazım o adama.
Ve birde ona
bakan annesine.
Güçlü bir
kadının bir zamanlar bana dediği gibi,
"Başkalarının
hayatlarında kendimizi temize çekiyoruz"
Çocuk adama
bakarak tahtaya vurup "Allah korusun" diyorlar.
Ne çok
seviyoruz sağlığımızı.
Ve ne çok
ders çıkarıyoruz başkalarının kaybolan sağlıklarından.
Sahte
merhametimiz, şimdi şah damarımız kadar yakın. Tanrımızın hemen yanında.
Yoksa ölüm müydü yakın olan şah damarına?
O kadar
soğuktur ki benim mutfağım,
Kaynar suyu
görünce çay bardakları çatlar.
Belki de
bundandır bu kadar soğuk şeyleri düşünüyor olmam.
Hiçbir kadına
inancımı yitirmedim.
Bu yüzdendir
yaşıyor gibi davranmalarım.
Pavyonları
değil ama pavyondaki kadınları seviyorum.
Hem de hiç
pavyonda çalışan bir kadını tanımadan.
Fahişelerin
merhametine, kendimden bile daha çok inanıyorum.
Hemde hiç tanımadan, onlarla hiç yatmadan.
Merhametlerini, köpekler üzerinden izlemeyi seviyorum.
Karaköy’deki
tüm sokak köpekleri şişmandı, kerhaneler kapanmadan önce.
Kerhaneler kapandı, hepsi zayıfladı.
Sonra da belediye topladı.
Karaköy şimdi çok nezih.
Sonra da belediye topladı.
Karaköy şimdi çok nezih.
Köpeklerin de
sigortası yok.
Olsun.
Mişli geçmiş
zaman işte.
Rivayet bildiren bileşik kadınlar...
Hayat ne
kadar basitti ve ne kadar sahici.
Şimdi ne
kadar çok kadının izi var ve ne kadar çok şarkı
Yani ne kadar
ağır.
Yani ne kadar
ağrılı kahır.
"Kahır", ne kadar da arabesk.
"Kahır", ne kadar da arabesk.
Kafamın
içinde ne kadar da çok ses var,
Bir gün,
birisi duyacak diye ödüm kopuyor.
insanın gerçekten ödü koparsa, kan zehirlenmesinden ölürmüş.
insanın gerçekten ödü koparsa, kan zehirlenmesinden ölürmüş.
Belki sen
şimdi, bir Ceviz ağacısındır Gülhane Parkında
Ama ben de
bir kaldırım taşıyım, Yukarı Çarşıda.
Belki de
bundandır bütün karmaşa.
Dünyanın en
sağlıklı insanları, şeker hastalarıyken
Hangi
dünyanın hangi küfrü hak ettiğini bilmek de zor.
Durmam
gereken noktayı bilemiyorum ben.
Belki de
bundandır dudak payı bırakamıyor oluşum.
Şeytan
kulağına kurşun. Sağlık olsun.
Elime aldığım
kemanın, gırçlayan sesinde; bir tek kendimi mutlu edebilirim,
bu yüzden
bencilim ben.
linç edebiliyor burada insanlar, kendilerine benzemeyenleri.
Seni seviyorum çocuk. Annen hariç.
Stephen Hawking’in
bedenine bakarak şükrediyorlar kendi bedenlerine.
Şükrederken aradan bir "ü" harfinin düşmesi gibi doğal ve alelâde bakabiliyorlar.
Şükrederken aradan bir "ü" harfinin düşmesi gibi doğal ve alelâde bakabiliyorlar.
Başkalarının
hayatlarına bakarak huzur buluyorlar.
Beterin
beteri, hayatlarının ederi.
Olsun. Sağlık
olsun.
“Sen ömründe sabaha buyruk verdin mi?
Ölüm kapıları
sana gösterildi mi?
Yağmurun babası var mı?
Oryon’nun bağlarını çözebilir misin?
Başına bol yağmur yağsın diye
Bulutlara
sesini duyurabilir misin?” (Eyüp, bap 38,
cüz 12,17,28,31,34)
Hastayım ben öpmeyeyim sizi.
Sakat atların vurulmasından açılıyor bazen konu.
Sakat atları da vurmasınlar, uçurtmaları da.
izah edemiyorum
izahla vakit kaybetmek de pek istemiyorum.
kaybolan vakitlerimin yerine koyacak daha kıymetli vakitler de bulamıyorum
kaybolan vakitlerde, rakı gibi şeyler döküyorum mideme.
hiç kayıp değilmiş gibi geliyor o zaman.
"seni öldürmeyeceğim."
Hemingway'in sakat kedisini vurduğunu öğrendiğim gün,
attım kitaplarını.
(yan odaya).
ancak o kadar uzağa atabiliyorum canımı sıkanları.
nasılsa bir ara alırım yine.
sahtekarca, riyakarca. sen de mi Leyla
Çocuk adam !
sen dinleme Nilgün'ü
Sen de okuma Hemingway'i
Boş ver Tevrat'ı
Şener Şen'i telefon reklamlarında oynatanlar utansın.
Enis Batur da yanlış düşünüyor ama doğru yazıyor.
İnsanlar çelişir çocuğum. çünkü insan çelişiktir.
Çocuk adam !
Benim
hayatıma bakarak temize çek kendini.
Çünkü
hastayım ben, öpemem bile seni.
Cüneyt Te
Cüneyt Te


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder