30 Eylül 2013 Pazartesi

Eyüp, bap 38


Hastayım ben öpmeyeyim sizi.
2008 kışında, Haydarpaşa tren garında bir adam hapşırdı.
Kimseden çıt ses çıkmadı. Adam, “hep beraber” dedi.
Kimseden çıt ses çıkmadı. Herkes garipsedi.
Adam bekledi ve hayat devam etti, hem de  “Hep beraber”

“Hayata karşılık ölüm” dediğinde,
"Ağzından yel alsın" diyorlar
Yel, kimsenin ağzından hiçbir şeyi alamaz ki, tozdan başka.
çok umursamıyorum ama,
“The Doors çalma, hiç çekemem” dedirttirebiliyorum örneğin kendime
ve neşeli bir ortamda sessiz, kayıp adam olabiliyorum.
Kayıp,
Misal Peter Pan
Söylenmeyi bekleyen onca cümleyi içimde çürütebiliyorum pekala.
Alınıyorum.
“Sen de mi Leyla / Riyakar Leyla”
Olsun.

Bıkkın, yatalak bir adamı düşünüyorum.
Kim, neyi, ne zaman hak ediyor diye.
Hak etmek
Hak... (bunu yazan, burada Allah demek istedi ya da onun gibi bir şey)





2001 yazında Aslan Kayasından bir çocuk atlar denize,
Sakat kalır. 
Ölmediğine sevinir herkes.
Çocuk, her gün ölebilmek için dua ederken
Sevdikleri olmayan sağlığına duacı olur. 
İsteklerimiz hep mi çatışır?
“Örümceğin öğlen  yemeği için şükrettiği tanrı ile; sineğin kurtulmak için dua ettiği tanrı” arasındaki fark kadar çatışık mıdır dualar, şükürler…
Hangi tanrıdır bu yükün altından kalkan.
Çocuk, ölebilme hayalleriyle büyüyüp adam olmuştur yatağında.
Kaya, aynı yerde sabit.
Deniz, aynı yerde değişken.
Çocuk adam, aynı yatakta kayıp. Misal Peter Pan
Uyuşturucuyu en çok o çocuk adam hak ediyor aslında.
Birde ona bakan annesi.
Devletin maaş yerine uyuşturucu bağlaması lazım o adama.
Ve birde ona bakan annesine.

Güçlü bir kadının bir zamanlar bana dediği gibi,
"Başkalarının hayatlarında kendimizi temize çekiyoruz"
Çocuk adama bakarak tahtaya vurup "Allah korusun" diyorlar.
Ne çok seviyoruz sağlığımızı.
Ve ne çok ders çıkarıyoruz başkalarının kaybolan sağlıklarından.
Sahte merhametimiz, şimdi şah damarımız kadar yakın. Tanrımızın hemen yanında. 
Yoksa ölüm müydü yakın olan şah damarına?

O kadar soğuktur ki benim mutfağım,
Kaynar suyu görünce çay bardakları çatlar.
Belki de bundandır bu kadar soğuk şeyleri düşünüyor olmam.
Hiçbir kadına inancımı yitirmedim.
Bu yüzdendir yaşıyor gibi davranmalarım.
Pavyonları değil ama pavyondaki kadınları seviyorum.
Hem de hiç pavyonda çalışan bir kadını tanımadan.
Fahişelerin merhametine, kendimden bile daha çok inanıyorum.
Hemde hiç tanımadan, onlarla hiç yatmadan.
Merhametlerini, köpekler üzerinden izlemeyi seviyorum.
Karaköy’deki tüm sokak köpekleri şişmandı, kerhaneler kapanmadan önce.
Kerhaneler kapandı, hepsi zayıfladı.
Sonra da belediye topladı.
Karaköy şimdi çok nezih.
Köpeklerin de sigortası yok.
Olsun.
Mişli geçmiş zaman işte.
Rivayet bildiren bileşik kadınlar...

Hayat ne kadar basitti ve ne kadar sahici.
Şimdi ne kadar çok kadının izi var ve ne kadar çok şarkı
Yani ne kadar ağır.
Yani ne kadar ağrılı kahır.
"Kahır", ne kadar da arabesk.
Kafamın içinde ne kadar da çok ses var,
Bir gün, birisi duyacak diye ödüm kopuyor.
insanın gerçekten ödü koparsa, kan zehirlenmesinden ölürmüş.
Belki sen şimdi, bir Ceviz ağacısındır Gülhane Parkında
Ama ben de bir kaldırım taşıyım, Yukarı Çarşıda.
Belki de bundandır bütün karmaşa.
Dünyanın en sağlıklı insanları, şeker hastalarıyken
Hangi dünyanın hangi küfrü hak ettiğini bilmek de zor.
Durmam gereken noktayı bilemiyorum ben.
Belki de bundandır dudak payı bırakamıyor oluşum.
Şeytan kulağına kurşun. Sağlık olsun.
Elime aldığım kemanın, gırçlayan sesinde; bir tek kendimi mutlu edebilirim,
bu yüzden bencilim ben.
linç edebiliyor burada insanlar, kendilerine benzemeyenleri.


Çocuklarını "sıpa" diye sevdirtmiyor burada kadınlar
Seni seviyorum çocuk. Annen hariç.

Stephen Hawking’in bedenine bakarak şükrediyorlar kendi bedenlerine.
Şükrederken aradan bir "ü" harfinin düşmesi gibi doğal ve alelâde bakabiliyorlar.
Başkalarının hayatlarına bakarak huzur buluyorlar.
Beterin beteri, hayatlarının ederi.
Olsun. Sağlık olsun.


“Sen ömründe sabaha buyruk verdin mi?
Ölüm kapıları sana gösterildi mi?

Yağmurun babası var mı?

Oryon’nun bağlarını çözebilir misin?

Başına bol yağmur yağsın diye
Bulutlara sesini duyurabilir misin?” (Eyüp, bap 38, cüz 12,17,28,31,34)



Hastayım ben öpmeyeyim sizi.
Sakat atların vurulmasından açılıyor bazen konu.
Sakat atları da vurmasınlar, uçurtmaları da.
izah edemiyorum 
izahla vakit kaybetmek de pek istemiyorum.
kaybolan vakitlerimin yerine koyacak daha kıymetli vakitler de bulamıyorum
kaybolan vakitlerde, rakı gibi şeyler döküyorum mideme.
hiç kayıp değilmiş gibi geliyor o zaman.
"seni öldürmeyeceğim."
Hemingway'in sakat kedisini vurduğunu öğrendiğim gün,
attım kitaplarını.
(yan odaya).
ancak o kadar uzağa atabiliyorum canımı sıkanları.
nasılsa bir ara alırım yine.
sahtekarca, riyakarca. sen de mi Leyla

Çocuk adam !
sen dinleme Nilgün'ü 
Sen de okuma Hemingway'i 
Boş ver Tevrat'ı
Şener Şen'i telefon reklamlarında oynatanlar utansın.
Enis Batur da yanlış düşünüyor ama doğru yazıyor.
İnsanlar çelişir çocuğum. çünkü insan çelişiktir.
Çocuk adam !
Benim hayatıma bakarak temize çek kendini.
Çünkü hastayım ben, öpemem bile seni. 


Cüneyt Te


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder